Artık Sadece Partilemek İstiyor! Bir Daha Dövüşmeyeceği Kesinleşen Nick Diaz'ın Hatırasına Son Bir Bakış

Geçtiğimiz haftalarda Georges St-Pierre'in emekliliğini açıklaması, MMA cemiyetinde neredeyse herkesin üzerine hemfikir olduğu nadir konulardan biriydi şüphesiz: GSP tüm zamanların en iyisiydi! Kimsenin tartışmayacağı bir hakikat adeta... Dövüş sanatçısı olarak mükemmeliğinin yanında; daima tertemiz çıkan testleri, basın toplantılarına gelirken önünü iliklediği takım elbisesiyle mütevazı ve net duruşu, küfürsüz ve bol aksanlı cümleleri, skandalsız mis gibi yaşamıyla bir dengi daha yoktu. Emeklilik açıklaması üzerine GSP'nin kariyerine dair hazırlanan derleme videoları izlerken ve MMA tutkunlarının tepkilerine şahit olurken aklıma ister istemez Nick Diaz geldi. GSP'nin her anlamda tam tersi Nick Diaz...

 

İyi bir dövüş sanatçısı olmasının yanında; elinden düşürmediği otuyla, aldığı cezalarıyla, daima geciktiği ya da hiç gelmediği basın toplantılarında küfür kıyamet ağzıyla, orta parmağıyla ve üstünden çıkarmadığı siyah tişörtüyle kötü çocuk Nick Diaz. Adeta GSP'nin kötü ikizi. Bu birbirlerini yin yang gibi tamamlayan zıt ikili, aslında emeklilik konusunda da farketmeden senkronize olmuşlardı. Zira Diaz, Georges'un emeklilik açıklamasından yaklaşık bir hafta önce yine slogan gibi bir cümleyle bir daha onu asla dövüşürken görmeyeceğimizi açıklamıştı: "Kimseyi incitmek istemiyorum, ben sadece partilemek istiyorum!" 

 

Diaz'ın bu açıklaması UFC 234'ün hemen ardından geldi. Anderson Silva, UFC 237'de Nick Diaz ile dövüşmek istediğini açıklayınca, bunun üzerine de Conor McGregor aynı kartta Nate ile dövüşmek istediğini Twitter hesabından yazınca; MMA sevenler olarak heyecandan ufak çaplı kalp krizleri geçirdik. Fakat Nick Diaz'ın hevesleri kursakta bırakması çok da uzun sürmedi. Kişisel Instagram hesabından yayınladığı kısa videoda, bir marketten içki alışverişi yaparken şişeleri kameraya gösteriyordu ve "Bir sonraki dövüşüm için işte böyle hazırlıyorum" diyerek dalga geçiyordu. Ardından da "Kimseyi incitmek istemiyorum, ben sadece partilemek istiyorum!" diyerek niyetini net bir şekilde söyledi. Her şeylerinde olduğu gibi, emeklilik konusunda da Diaz'ın vedası, GSP'nin tam tersi oldu. Görkemli bir kapanış yapamadı kariyerine, GSP gibi alkışlar ve tebrikler eşliğinde ses getirerek ve kendinden tatmin olmuş, zirveyi görmüş olarak değil; silinerek gitti Diaz. Öyle azalarak bitti ki; tek bir cümlesini resmi olmayan bir anons olarak görüp, her şeye rağmen ona hakettiği vedayı vermek istedik.

 

Diaz'ın bir daha yeniden dövüşmeyeceğini içten içe biliyorduk, şaşırmadık aslında. Hatta artık kararını vermiş olması, sevenlerini yok yere heyecanlandırmasından yahut Masdival gibi dövüşçülerin vaktini harcamasından daha iyiydi. Ama insan üzülüyor işte! Çünkü Nick Diaz yıllardır dövüşmemesine rağmen, hala şu 2019 yılında bile, sadece dövüşme ihtimaliyle dahi heyecanlandırabilen bir efsane! Evet, belki tüm zamanların en iyisi değil, şampiyon değil ama hala gözlerimizin aradığı, kolay kolay unutmayacağımız bir gangster. 

 

Her şeyi doğru yapan akıllı uslu çocuklara inat; her dışlananın, rahatsızın, arızalının, beceriksizin ve kötü çocukların efsanesi Nick Diaz. Belki GSP'ye hayran kaldık fakat Nick Diaz'ı yürekten sevdik. Tutku ve cesaret; yetenek ve disiplinden farklı olarak sonradan edinilebilen ya da geliştirilebilen değil -adeta beraber doğduğumuz, kendini kilometrelerce öteden belli eden şeylerdi çünkü. 

 

Condit'i tokatlaya tokatlaya, "Ne var? N'aapıcan? Ne??" diye sora sora dövmesi,

GSP ile dövüşürken "Kazansam da, kaybetsem de; tam bir kaltak gibi vuruyor işte" diye söylenmesi,

Silva'nın önünde boylu boyunca yere uzanması,

Ariel Helwani'yi "Bizim oralarda senin gibileri tokatlarız" diyerek korkutması,

Snoop Dogg ile programa çıkıp dolu sigarasını tüttüre tüttüre hayata dair sohbetler etmesi...

...oktagon içinde ve dışında, hafızalarımıza kazınmış sayısız an bıraktı bizlere. Sadece kahkaha attıracak anlar da değildi bunlar üstelik; her underdog'un, her şanssızın şu hayatta onuruyla hayatta kalma mücadelesiydi. Her şeye rağmen nasıl kuyruk dik tutulur, nasıl dalga geçilir ve kendin olmaktan ödün verilmez... Tüm bunların ete kemiğe bürünmüş örneğiydi Nick Diaz.

 

Sağlam bir triatlet, sıkı bir vegan, ağzına asla alkol sürmeyen siyah kuşak bir jiu jitsu ustası olarak bildiğimiz Nick Diaz'ın; bu günlerde gördüğümüz, dövüşmek değil, partilemek isteyen alemci Nick Diaz'a dönüşme serüveni de ilginç oldu. Sürekli paradan, büyük maç alamamaktan, daima hile yapıldığından şikayet etse de UFC'nin popüler bir yüzü olarak sözleşmesi hala devam ederken böylesine silinip, azalarak bitmesi hem onun, hem de hayranların adına talihsizlik elbette. Bu bitişin kasıtlı olup olmadığını bilemiyoruz, nitekim Diaz olmak asla hataları kabul etmemek ve daima başkalarını suçlamaktır biraz da :) Öyle ya da böyle; Nick Diaz'ın şu sıralar pek de iyi bir yerde olmadığı ve alkol bağımlılığıyla başının dertte olduğu biliniyor. USADA'dan acımasızca o malum cezayı aldığından beri Diaz'ın hayatında işler pek istediği gibi gitmedi. "Gündüz antreman yap, gece Joe Rogan podcast'i dinle" diye özetlediği o temiz hayat tarzı; beş yıl boyunca dövüşemeyeceğini öğrenince radikal bir şekilde değişti. Dövüşmekten başka hiçbir şey bilmediğini açıkça söyleyen bir adamın hayatından iyi yapabildiği tek şeyi, adeta kimliğinin, varoluşunun bir parçasını, dövüşü zorla koparıp alınca geriye gerçek bir "yıkık" kalacağını tahmin etmeliydik. 

 

Nick her ne kadar geçmişi deşmeyi sevmese de, kardeşi Nate içinde büyüdükleri yoksulluğun ne kadar ciddi boyutlarda olduğunu çocukluk dönemlerinden bahsederken belli etmişti. Üç farklı işte çalışan bir annenin tek başına büyütmeye çalıştığı bu iki oğlan çocuğunun, mahallelerinde açılan dövüş sanatları okulunda takılmaya başlamalarının sebebi dahi hocalarının gün sonunda ücretsiz birer burrito verecek olmasıydı, Nate'in gülerek anlattığı anılara göre. Nick'in yokluk içinde geçen gençliğinin tek acısı da bu değil. Thomas Denny'yi fena dağıtıp, indirdikten sonra galibiyetini ithaf ettiği kişi intihar ederek hayatına son veren sevgilisi Stephanie Wise'dı. Dövüşmek; Nick'i çocukluğundan beri kelime anlamıyla doyurmuştu. Fakir bir Latin çocuğu olarak eline bir silah verip aralarına almak isteyen varoş Stockton'ın çetelerinden korumuş ve bir dövüşçü olmak da sevgilisi ile hayali olmuştu. Diaz, Ariel Helwani'ye nasıl da her sabah sevgilisinin mezarına koştuğunu, ona çok iyi bir dövüşçü olacağına dair verdiği sözü yinelediğini ve geri döndüğünü daha önce anlattı. Diaz bu sabah koşularında lüks mahallelerden geçerken gördüğü güzel evlerin ona kendisini nasıl öfkeli hissettirdiğinden de sık sık bahsediyordu zaten. Zorlu bir hayat, sınıf kini, duygusal yaralar... Hepsinden kaçışı da dövüşmek olan bu adama beş yıl boyunca bunu yapamayacağını söylemek; (sonradan karar değişse de) gözümüzün önünde bir savaşçının ruhu söndürdü. Diaz bir daha aynı olmadı. 

 

Nick Diaz Academy'ye dahi uğramadığı biliniyor; daima gece kulüplerinde ve onu ayıkken yakalamak zor. Geçmişin hayaletleri Diaz'ı hala kovalıyor. Son olarak dövüş ile alakalı göründüğü son organizasyon, Jiu Jitsu camiasında bilinen AJ Agazarm'ın Bellator debut'ında köşede yer almasıydı. AJ'in Bellator'daki o ilk dövüşü de, Nick'in şu an içinde bulunduğu durumu özetler gibiydi: Rezaletti. Gösterdi ki Diaz sadece oktagonun içinde değil, yanında dahi olmamalı kendini toparlayana kadar.

 

Artık onu belli ki MMA'ye dair haberlerde bile görmeyeceğiz. Fakat her ne kadar kapanışı kötü yapsa da; bize verdiği anlarla, paylaştığı ateşiyle ve kalbiyle, bu oktagondan bir Nick Diaz geçti; kimseye eyvallahı olmadan da sonuna kadar kendisiydi. Unutmayacağız!