MMA tarihinin gelmiş geçmiş en iyileri -Bölüm2- cross trained (çapraz eğitimliler) dönemi

Not: Bu yazı 26.07.2010 tarihinde kansporu.com adresinde yayınlanmıştır.

Artık bu işin bir spor, bu sporun adının da MMA olarak geçmeye başlaması demek proto-MMA döneminin de sonu demek oluyordu. 1997'ye geldiğimizde ise artık bazı kurallar gelmiş, iş vale-tudo olmaktan çıkmıştı. Çeşitli kilolarda, çeşitli fizikte, farklı disiplinlerden dövüş ustaları bir kafese/ringe atılmış, ve sonuç olarak hangi tip dövüşçülerin galebe çaldığı az çok belli olmuştu. Artık bu galebe çalan ''yeni tip dövüşçüler'', güreşe, jiu-jitsuya, kickboks ve thai boksa hakim Karma Dövüş Sanatçılarıydı. Tek bir disiplinde değil, hem yerde hem ayakta olmak üzere en az 3-4 disiplinde birden ustalaşan bu yeni nesil dövüşçüler çapraz eğitimliler dönemini başlatmışlardı... ve Japonya'da PRIDE FC doğmuştu...

Frank Shamrock: (97-99) Kevin Jackson'ı devirerek şampiyonluğunu ilan eden Frank, yeni nesil MMA'cilerin ilk temsilcilerindendi. Proto-MMA devrinde yıllarca Pancrase'ta dövüşmüştü. Daha sonra UFC'ye vardığında catch-wrestling ve kickboks ustalıklarıyla ve yerdeki gard hakimiyetiyle, dönemin izleyicilerini büyüleyen bir performans sergiledi. Frank Shamrock, UFC 22'de bir başka yıldız Tito Ortiz'i mağlup ettiğinde artık şüphesiz o güne kadar gelmiş geçmiş en iyi dövüşçü kabul ediliyordu.



 
 
 
 
 
 
 
Mark Kerr: (97-99) UFC'den 1997 yılında bir Mark Kerr geçti! Arşivden izlemiş olduğum bir şampiyonluk maçından sonra spikerin ona bu spora getirdiği üstün kalite ve meşrutiyet yüzünden teşekkür ettiğini ve kalabalığın deliler gibi alkışladığını çok iyi hatırlıyorum. O güne kadar kimse bu kadar yetenekli ve atletik bir ağırsiklet görmemişti. Önüne geleni ezip geçen ve yenilgisiz olarak efsanevi PRIDE 2000 GRAND PRIX'e katılan Kerr, ancak bir başka efsane Igor Vovchancyhn tarafından durdurulabilecekti. Kerr'in hayatını konu alan belgesel ''The Smashing Machine'' bugün hala MMA ile ilgili yapılmış en iyi film/belgesel olarak duruyor...



 
 
 
 
 
 
 
Igor Vovchancyn: (97-2000) 1995 yılında dövüşmeye başlayan Igor, 1999 yılına geldiğimizde 4 yılda 35 maç gibi inanılması güç bir rekora sahip olmuştu. Sambo ve kickboksu mükemmel bir şekilde uyguluyordu. Bir gecede 3 maç, hatta 4 maç yaparak turnuvalar kazanan Igor, proto-MMA döneminin bilinmeyen devlerinden biriyken, Japonya'da PRIDE'a geldikten sonra dünyanın en iyisi olarak gösterilmeye başladı. Zamanında Amerika'ya gitseydi, proto-MMA döneminin kesin 1 numarası olacağı şüphesizdi. O, Amerika'ya hiç gelmeyen belki de tek MMA yıldızı oldu. Bugün hala arşivlerden bir Igor maçı izlediğiniz zaman bambaşka bir dövüşçüyü seyrediyor olduğunuzu hayretle farkedeceksiniz...



 
 
 
 
 
 
 
Kazushi Sakuraba: (99-2001) Frank Shamrock'un emekliye ayrılmasından sonra ortasiklette yeni bir yıldız, önlenemez bir yükselişe geçmişti. Sakuraba, üst üste yenilmez Gracie'leri mağlup ederek bütün dünyada benzersiz bir nam salmış, ve belki de o güne kadarki en ünlü dövüşçü konumuna gelmişti. Yepyeni bir jenerasyona MMA'i tanıtan bir elçi, bir yıldız, bir ikon haline gelmişti Sakuraba. Amerikan güreşi-vari şatafatlı şovları, kıyafetleri, ve türlü sürprizleriyle onun maçları bambaşkaydı. Sadece maç başlamadan önce değil, maç başladıktan sonra da şov devam ederdi. Maç içinde o güne kadar görülmemiş hareketler yapar (double mongolioan judo chops), seyirciler ve spikerler heycandan adeta deliye dönerlerdi. Onun, artık kendisinden 30-40kg daha ağır dövüşçüleri alt etmesine artık alışmıştık. Royce Gracie ile 90 dakika süren maçın (evet yanlış duymadınız) ve hemen ardından, aynı gece çıkıp dönemin en iyilerinden Igor Vovchancyhn'e karşı bir 15 dakika daha savaşıp ancak sayıyla kaybetmesinin bir benzerine bugün rastlamamıza
imkan var mı?

 
 
 
 
 
 
 
 
 
Antonio Rodrigo Nogueira: (2003-2004) PRIDE'ın tavan yaptığı senelerde Kazushi Sakuraba efsanesinin sonunu getiren Wanderlei Silva olmuştu. Ancak Wanderlei'yi MMA'in en iyisi ilan etmek için henüz erkendi. Keza, PRIDE'a gelmeden önceki Tito Ortiz yenilgisi daha hala akıllardaydı. Tam da o dönemde bir başka Brezilyalı MMA dünyasına damgasını vurdu: Nogueira! 2001'de PRIDE gelen bu submission ustası, sadece o güne kadar dünyanın gördüğü en iyi ve en güçlü submission'cı değil, aynı zamanda eşsiz dayanıklılığıyla da izleyenleri hayran bırakan gerçek bir savaşçıydı. 2001'de gelip Goodridge, Coleman, Herring, Inoue, Semmy Schilt, Sapp ve Henderson gibi döneminin en iyi isimlerini birer birer yok etti. Ama ardından korkunç bir duvara, Fedor'a çarptı. Ancak Nogueira'nın kariyerindeki belki de en ünlü galibiyet bundan sonra, Fedor'la rövanşa çıkmadan önce Mirko Cro Cop'a karşı geldi. MMA'in tartışmasız yeni yıldızı olma yolunda ilerleyen Cro Cop, Nogueira'yı geçse Fedor'la kemer maçına çıkacaktı. Ancak Nogueira 10 dakika korkunç bir şekilde dayak yedikten sonra, 2. raundda muhteşem bir submission ile CroCop'u devirdi. MMA tarihinde ayakta dövüşenlerin, yerde dövüşenlere karşı aldığı en büyük mağlubiyet olarak hala bu maçı göstermek yanlış olmayacaktır...

 
 
 
 
 
 
 
 
 
Wanderlei Silva: (2003-2004) Fedor'un Nogueira'yı yenmesiyle dünyanın yeni ''en iyi''si kim tartışmaları tekrar açılmıştı. Tito Ortiz mağlubiyetinin üzerine 16 maçta 16 galibiyet alan Wanderlei, eski yıldız Sakuraba'yı da 3 kere ringden silmesiyle bu yeni ünvanı haketmişti. Jiu-jitsuya hakim ama aslen bir thai boksçu olan Silva, PRIDE'ın yeni yüzü olmuştu. Bitmek bilmeyen hırçınlığı ve makina gibi rakiplerini yerde ezişiyle Wanderlei, Sakuraba'dan yeni MMA elçisi bayrağını devralmıştı (ki keza ben de Wanderlei'nin ilk Sakuraba maçıyla MMA'e adım atan birisi olarak Wanderlei'yi bambaşka bir gözle görüyorum). O günden bugüne Wandy, hala gelmiş geçmiş en ünlü birkaç MMA'ciden biri...




 
 
 
 
 
 
Aslında bu dönemlerde, Nogueira ve Wanderlei'nin krallık yıllarında, dünyanın öbür ucunda Amerika'da Matt Hughes, BJ Penn ve Chuck Liddell gibi yadsınamayacak yıldızlar ''en iyi'' olma iddiasındalardı. Ancak bunlar o zaman, bugünkü Strikeforce yıldızları gibiydiler. Esas arena PRIDE'dı. Esas yıldızlar oradaydı. Bu durum, PRIDE'ın yakuza rezaletiyle son bulup UFC tarafından satın alınmasına kadar da devam etti.

Fedor Emelianenko: (2004-2010) Tarihte başka hiç bir dövüşçünün dominasyonu Fedor kadar kesin, Fedor kadar büyüleyici ve Fedor kadar uzun sürmedi. 2004 yılından sonra bir daha kimse MMA'in en iyisi kim tartışmadı (Dana White hariç tabi). Sambo geçmişinden gelen, ve 5buçuk yıllık MMA kariyerinde 32 galibiyet alan, yenilgisiz Fedor için bugüne kadar söylenmemiş bişey bulup buraya eklemek mümkün mü? ...







 
 
 
Bir Dönemin Sonu
...ve bugün artık başka bir dönemdeyiz. UFC'nin PRIDE'ı satın alıp yok etmesiyle başlayan bu döneme, 3. MMA dönemi olarak Modern-MMA dönemi deniyor. Bu dönemin bugüne kadarki gerçek ''en iyi''leri kuşkusuz GSP ve Anderson Spider Silva. MMA'in popülaritesi iyice arttı. Ringin yerini tekrar kafes almış durumda. Güreşin MMA içinde önemli bir çıkışı var. Yerde rakibin kafasına tekme atmak artık tarihe karıştı gibi. UFC'nin tekeli devam ediyor. Dana White A.B.D.'nin en iyi 20 CEO'sundan biri oldu. K1 ve FEG'in Çin'le yaptığı anlaşma ile doğuda MMA'in tekrar yükselmesi gündemde... Evet, bakalım önümüzdeki yıllar, bu hala emekleme devresinde sayılabilcek spor için neler getirecek...
 
Bu yazı serisinin son halkası olacak olan Modern MMA dönemi yakında sizlerle...